Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

 

 

Hikâye; Yine keşif sahibi ulu kişilerden olan Akşehirli Şeyh Sinâneddin şöyle rivayet etti: Mevlânâ hazretleri, ilimler elde etmek için Şam tarafına hareket ettiğinde kafile yolda Sis vilayetinde bir mağarada konakladı. O mağarada dünyadan elini eteğini çekmiş kırk münzevi rahip vardı. Onlar riyazetle o dereceye gelmişler¬di ki, bu dünyanın bütün sırlarını keşfediyor, bu süfli âlemin gayblarından haber veriyor ve insanların içinde olanları söylüyorlardı. Etraftan da kendilerine hediye¬ler ve adaklar geliyordu.

Mevlânâ hazretlerini gördüklerinde bir çocuğa işaret ettiler. Çocuk havaya zıp¬ladı ve yerle gök arasında durdu. Mevlânâ hazretleri de mübarek başını önüne eğ¬miş murakabedeydi.

Birdenbire o çocuk “Buna bir çare bulunuz, burada bağlanıp kaldım ve başı önü¬ne eğik kişinin heybetinden öleceğim!” diye feryat etti.

Onlar “Aşağı in!” dediler.

“İnemiyorum, sanki beni buraya çivilemişler” dedi çocuk.

Ne kadar çalıştılarsa da aşağı inemedi. Hepsi Mevlânâ’nın ayaklarını öpüp “Ey dinin sultam! Lütfet, görmemezlikten gel de bizi rezil etme” dediler.

“Tevhit kelimesini söylemekten başka çare yoktur” dedi Mevlânâ.

Çocuk hemen “Tanrı’dan başka Tanrı yoktur, Muhammed Onun kulu ve elçisi¬dir” diye tevhit kelimesini söyledi (şahadet getirdi) ve kolayca aşağı indi.

Onların hepsi sözbirliğiyle iman ettiler ve o hazretle arkadaş olup yanında git¬mek istediler. Mevlânâ müsaade etmedi, “Burada kaim, Tanrı ibadetiyle meşgul olun ve bizi de hayır duadan unutmayın!” buyurdu. Onlar da orada tâat ve riyazetle meşgul oldular. Her türlü bilinmeyen yüksek ve alçak şeyler (tılsımlar) onların ta¬sarrufunda kaldı. Orada bir köşeye çekilerek gelip gidene hizmet ettiler.

Ariflerin Menkibeleri-Ahmet Eflaki

 



Hızlı Sayfa Navigasyonu



Etiketler